ALTERNATİF ŞİFAM
ALTERNATİF ŞİFAM



ALTERNATİFŞİFAM - Blogcu
ALTERNATİF ŞİFAM
ALTERNATİF ŞİFAM ANA SAYFA
 GENÇ MUSALLİGENÇ MUSALLİ
ALTERNATİF ŞİFAALTERNATİF ŞİFA
E MAİLİLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİZİYARETÇİ DEFTERİ

İSTANBUL HAVA

İslami Eğitim
Bu grubu ziyaret et
Musalli Haber
Bu grubu ziyaret et
Erdemliler Hareketi
Bu grubu ziyaret et
Gıda Pazarlama
Bu grubu ziyaret et
Haber Onay
Bu grubu ziyaret et
Tarihe Bakış
Bu grubu ziyaret et

ALTERNATİF ŞİFAM

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

Gençlik için pratik ve doğal iksirler

limonBinbir derdin doğal dermanları
GENÇLİK İÇİN PRATİK İKSİR
İlaçtan çok daha etkili yöntemler. Gençlik iksiri, böbrek iltihamını yok eden formül, ev yapımı antibiyotik ve daha neler…
Hazırlanışı: 15-16 tane maydonoza 2 yemek kaşığı taze limon suyu ve yarım bardak da su ilave edildikten sonra blenderdan geçirilir.

Kullanımı:
Sabah aç karnına kahvaltıdan 15-20 dakika önce içilir. 15 gün boyunca her sabah içmek gerekir.
2. günden itibaren sabahları kalktığınızda daha dinç ve daha zinde kalkacaksınız. Yorgunluğu daha az hissedeceksiniz.
Bu karışımın özelliği gençleştirici bir etkisinin olmasıdır. Vücuttan toksin attırır ve karaciğer yağlanmasına karşı da mükemmel bir çözümdür.
pancar
KIRMIZI PANCAR KÜRÜ
Karaciğer rahatsızlıkları, saç dökülmeleri, cilt problemleri, sedef hastalığı, vitiligo (ala) hastalığı, egzama, kurdeşen (ürtiker) gibi hastalıkların giderilmesi için karaciğerin temizlenmesi gerekir.
Karaciğerin temizlenmesi için kırmızı pancar kürünün uygulanması gereklidir.
Kırmızı pancar kürü hazırlanışı:
Önceden iyice temizlenmiş 250 gram kırmızı pancarı dörde bölerek 1 litre kaynar suda 3 dakika kaynatın.
Demlendikten sonra elde ettiğiniz pancar suyunu Sabah, akşam ve gece yatmadan önce olmak üzere günde 3 kez aç karnına 1 er bardak için. Bu uygulamaya 3 hafta devam edin. Her gün taze olarak hazırlanmalıdır.
ALIÇ ÇAYI
KALBİN DERMANI ALIÇ ÇAYI
Alıç çayı, kalp ve damar sağlığını korumak ve tıkalı kalp damarlarını açmak için doğal bir şifa kaynağı…
ALIÇ ÇAYI HAZIRLANIŞI:

Alıç çayı hazırlamak için 1 su bardağı kaynar suyun içine 1 tatlı kaşığı kırmızı alıcın yaprak,çiçek ve meyvelerinden koyduktan sonra bir kaç dakika kısık ateşte demlendirin.
Bu çaydan 20 gün boyunca sabah ve akşam için.
He gün 1 su bardağı taze sıkılmış havuç suyu (vitamin emilimini sağlamak için içine 1 çay kaşığı zeytinyağı koyarak) için.
KABIZLIK VE SES KISILMASINA KURU İNCİR

Kabızlığın dermanı da kuru incirde saklı… Aslında incirin faydaları saymakla bitecek gibi değil. İncir herhangi bir meyve ya da sebzeye göre en yüksek lif içeriğine sahiptir.
Enerji verir, bağırsaklardan toksik maddelerin atılması kandaki kollestrol seviyesinin düşürülmesinde etkilidir. Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidir.
kuru incir
SES KISIKLIĞINA BİREBİR: İncirin kurutulmuşu iyi bir balgam söktürücü ve yumuşatıcıdır. Sesiniz kısıldığında hemen bir inciri bir su bardağı kadar sütün içine koyup bir cezvede kaynatın. Ilık ılık bu şurubu için, çok yararını göreceksiniz.
KABIZLIK İÇİN HAZIRLANACAK KÜR: 5 adet kuru inciri iyice yıkadıktan sonra, 1 bardak sıcak suyun içine koyarak 1-2 saat bekletin. Akşam yatmadan önce incirleri yedikten sonra üzerine de suyunu için.
Bu kür 3-4 hafta uygulandığında kabızlık için faydalıdır. İncir, mide ve bağırsak mukozasını kalıntılardan, balgamlardan temizler ve rahat çalışmalarını sağlar.
Uyarı : Bu kürün şeker hastaları tarafından uygulanması uygun değildir.
ceviz
TROİD’İN MUCİZESİ CEVİZDE
Tiroidleriniz sizin sigortanızıdır. Endokrin sisteminiz bozulduğunda vücudunuzun çalışma sistemi de bozulur. Troidin en büyük ilacı cevizdir.
HAZIRLANIŞI: 25 tane cevizi kırdıktan sonra kabukları ve perdeleri ile birlikte bir litre suyun içinde 5 gün bekletin. Elde ettiğiniz sudan sabah akşam birer fincan için, cevizleri de yiyin. Ayrıca ceviz yağını dışarıdan boğazınıza sürün.
Hipertiroid rahatsızlığı olan kişiler, dereotu ve tere otunu fazla aşırıya kaçmadan tüketmeli, bunun yanında bol miktarda maydanoz ve roka da yemelidir.
bobrek agrisi
BÖBREK HASTALARINA ÖZEL FORMÜL

Bu özel formül böbrek iltihapları konusunda çok başarılı sonuçlar veriyor…
Gerekli Malzemeler:
* 3-4 adet kereviz sapı,
* 3-4 adet lahana yaprağı,
* 1 tutam maydanoz sapı,
* 1 su bardağı su
Hazırlanışı: 1 su bardağı kaynayan suyun içerisine kereviz saplarını, lahana yaprağını ve maydanoz sapını koyduktan sonra 3 taşım kaynatın.
Uygulanışı: Akşamları yatmadan 1 saat önce 1 su bardağı için. 3 hafta süre ile uygulanması gereken kürün hiç bir yan etkisi olmadığı için herkes içebilir. Böbrek iltihaplarının dışında zayıflamaya ve kan yağlarını düşürmeye de yardımcı olur.
Uyarı: Her seferinde taze olarak hazırlanmalıdır.
varis
VARİSLERE KARŞI PRATİK ÇÖZÜM

Varis, toplardamarların bozulması ve kanın katılaşması, kan dolaşımının bozulması sonucunda toplardamarların şişmesi şeklinde oluşur. Varisleri yok etmek için bir çok pratik çözüm var… İşte onlar;
FORMÜLLER:

• 1 litre beyaz ispirtonun içine 4 adet kafirun koyun. Akşam elde edilen karışımı varisli bölgelerinize sürdükten sonra streç filmle sararak yatın. Ertesi sabah tekrar aynı uygulamayı tekrarlayın.
• Çoban çantası otu, kekik, at kuyruğu otu ve at kestanesinin kabuğu ayrı ayrı ya da hepsini beraber çay gibi demleyerek günde 3-4 su bardağı içilir.
• Fındık yaprağı ve asma yaprağı çayları varise çok iyi gelir.
• 1 bardak kaynar suyun içine, 4 gram rezene konularak 10 dakika bekletilerek günde 2-3 bardak içilir.
• Çobançantası taze bitkisi doğranarak bir kaba konularak üzerine keskin sirke ilave edilerek 10 gün güneşte bekletilir. Elde edilen karışım ile varisli bölgeler hergün aşağıdan yukarıya doğru ovulur.
• 40 derece ısıtılmış 1 kova sıcak suyun içine yarım fincan ezilmiş şap ve 1 fincan karbonat konularak eritilir. Haftada 3 gün 15 dakika süre ile bacaklar dize kadar bu suya konur. Varisler daha yukarı çıkmış ise aynı işlem küvette tekrarlanır.
• Fındık ağacı kabuğu, ceviz ağacı kabuğu ile kaynatılır. Suyu ile varislerin üstüne pansuman yapılır.
MEME KANSERİNE KARŞI DOĞAL ÇÖZÜM
Meme; süt bezeleri ve süt bezlerinde üretilmiş sütü meme başına taşımakla görevli kanallardan oluşmaktadır. Bu süt bezlerini ve kanallarını oluşturan hücrelerin kontrol dışında çoğalmaları ve vücudun çeşitli yerlerine yayılarak çoğalmaya devam etmelerine ‘meme kanseri’ denilmektedir.
sdf
Meme kanseri için pratik bitkisel destekler
• 2 su bardağı kaynar suyun içine 10 gram civanperçemi koyarak kısık ateşte 5 dakika demlendirin.Sabah ve akşam aç karnına bir bardak bu civanperçemi çayını içiln.
Öğlenleri tok karnına 1 bardak sarı kantaron çayı için. Akşam tok karnına bir bardak biberiye ve mürver çiçeği çayı için. Gece saat 22.00 de karabaş otu çayı ile şerbetçi otu çayı için. Bu uygulamaya 45 gün devam edin.
• Soya fasulyesini ılık su ile ıslatın, bir gece bekletilerek süzün. Kavrularak yendiğinde kanser riskini önlemektedir.
EKLEM AĞRILARI İÇİN ÖZEL
KARIŞIM
Ekrem ağrıları yaşlanmanın yanı sıra uzun süre masa başında çalışanların da büyük derdidir… Bunun da doğada çaresi var.

ense
Boyunağrıları,bel ağrıları,eklem ağrıları için:
Hardal yağı
Biberiye yağı
Kekik yağı
Zeytin yağı
Badem yağı
Ceviz yağı

Eşit miktarlarda bir kapta karıştırarak eklem yerlerinize sürün. Streç filmle sarın. Ağrılarınıza derman bulacaksınız.
Önemli Uyarı: Hardal, biberiye ve kekik yağları yakıcı yağlardır. Zeytinyağı, badem ve ceviz yağı gibi yumuşatıcı yağlar ile karıştırılmadan sürüldüğünde cildinizi yakar ve zarar verir.
sarimsak
DOĞAL ANTİBİYOTİK TARİFİ
Antibiyotikler zamanla vücutta bağışıklık sağlarlar ve etkileri kalmaz. Ama en önemlisi vücut, antibiyotikleri dışarı atmakta büyük güçlük çeker… Bunun yerine doğal antibiyotikleri kullanmanızda fayda var… Peki doğal antibiyotik nasıl yapılır diyorsanız, bu tarifi de bir yere not edin;
Antibiyotik tarifi :
Malzemeler:

1 baş sarımsak
Yarım limon
Yarım litre su
Cam kavanoz
ailüminyum folyo

Hazırlanışı: 500 CC (yarım litre) kaynatılmış soğumuş suyu cam bir kavanoza koyduktan sonra içine kabukları soyulmuş bir baş sarımsağı rendeleyip, yarım limonu da kabuğu ile dilim dilim doğrayıp atın. Kapağını kapattıktan sonra (alimünyum folyoyla sararak ışık almasını engelleyebilirsiniz) karanlık bir ortamda 4 gün bekletin. Dört gün beklettikten sonra içinden posasını alın. Her kışa girerken bir kaç defa bu doğal antibiyotiği tekrarlarsanız savunma mekanizmanız güçlü olur.
Kullanımı: Her yemekten 15 dakika önce aç karnına bir yemek kaşığı içebilirsiniz. Dışarıdan gelen mikrop ve virüslere karşı etkilidir. Hiç bir yan etkisi de yoktur.
DEPRESYONUNDA BİTKİLERDE DERMANI VAR
Ciddi depresyonu mutlaka bir psikiyatristin tedavi etmesi gerekir. Ama derdiniz basit ise doğal tedavisi var… Özellikle de uyku derdi çekiyorsanız…
Sarı Kantaron: İçeriğindeki aktif bileşiklerden biri olan hipersinin anskiyetenin, depresyon ve değersizlik hissi gibi durumların tedavisinde çok önemli ilerlemeler sağlamaktadır.
Ciddi derecedeki depresyon hastalarının en büyük sıkıntısı olan uyku düzensizliklerini tedavi eden özellikleri vardır.
ccccc
Kullanımı:1 bardak kaynar suya 1-2 çay kaşığı kurutulmuş sarı kantaron koyup 10 dakika demlenmesini bekleyin ve sonra için. 4 ile 6 hafta boyunca günde 1 veya 2 bardak bu çaydan içilirse son derece etkili olur.
Not:Eğer hamile iseniz sarı kantaron kullanmayın ve kullanırken şiddetli güneş ışınına maruz kalmayın. Çünkü bu bitki cildi güneşe karşı hassaslaştırmaktadır.
havucsuyu
BAĞIRSAKLARI TEMİZLEMENİN YOLU
Bağırsakların da arada temizliğe ihtiyacı vardır. Bunun için de doğal bir kür öneriliyor…
MALZEMELER:
-Lahana suyu,
-Havuç suyu,
-Elma suyu
-Şeker pancarı suyu…

Hazınlanışı: Bunların sularını sıkarak karıştırın ve sabah – akşam birer su bardağı olmak üzere 7 gün boyunca aç karnına için.
Uygulayacağınız bu kürle bağırsaklarınızı, sindirim sisteminizi arındırıp rahatlatacaksınız.

0 YORUMYORUM YAZ! , ARKADAŞINA GÖNDER!

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

En Sağlıklı Besin Dut

Kategori: Tedaviler

Ekonomidergisi Forbes, her kültür ve coğrafyada en yararlı besinin dut olduğunu yazdı. Baklagiller, süt ve et ürünleri ile kabuklu meyve de çok yararlı. 

 

Dünyaca tanınmış ekonomi dergisi Forbes, dünyanın en iyi besinleri listesini yayınladı.
 
Diyet yapanlar için en yararlı olduğu belirtilen besinlerin başında dut geliyor. Dünyanın değişik bölgelerindeki insanların değişik gıdalar tükettiklerini hatırlatan dergi, "Ama bütün insanlar için faydalı olan besinler de var" ifadesini kullandı.
 
Yapılan listede dünyada her kültür ve coğrafyada yararlı olduğu belirilen "evrensel" besinler şöyle sıralandı:
1. Dutsu meyveler (dut, çilek, böğürtlen vb.)
2. Baklagiller (Fasulye, nohut, mercimek vb.)
3. Taze süt ve süt ürünleri
4. Sadece ot yiyerek beslenen hayvanların eti.
5. Kabuklu meyveler (fındık, ceviz vb.)

Haberde her kategorinin sağlık açısından en önemli özelliği ise şöyle sıralandı:
1. Dutsu meyveler tatlı olmalarına rağmen düşük şeker oranlarıyla vücuda çok yararlılar. Kalori açısından düşükler. Hafızayı güçlendirip kansere karşı da birebirler.
2. Baklagiller ise lifli yapılarından dolayı diyet için çok faydalı. İnsanlara tokluk hissi verip fazla yemekten alıkoyuyor.
3. Taze süt ve süt ürünleri ise protein sayesinde sağlık deposu işlevi görüyor. Kemikler, cildin tazelenmesi ve kansere karşı hücrelerin güçlenmesi açısından çok yararlı.
4. Kötü şöhretine rağmen etin ihmal edilmemesi gerekiyor. Etin içinde yer alan fosfor, demir ve bakır, A, D vitaminleriyle B vitamini bileşikleri beden için olmazsa olmaz besinler.
5. Kabuklu meyveler özelikle kalp sorunları çekenler için birebir. Kalp hastalıkları riskini düşürürler. Kolesterolü düşürmek için faydalılar.
 
Bu listenin dışında elma, yeşil çay, soğan, sarımsak ve her türlü yeşil sebze de tüketilmesi gereken faydalı besinler olarak sıralandı.

0 YORUMYORUM YAZ! , ARKADAŞINA GÖNDER!

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

Uyuşturucu trafiği

Kategori: Tedaviler

Geçtiğimiz yüzyılda, başta Batı Avrupa ülkeleri olmak üzere yeryüzünün birçok ülkesinde uyuşturucuları n kullanımı serbestti. Ama zararları belirlenince çoğu yasaklandı ve uyuşturuculara karşı etkin bir mücadele başlatıldı. Bugün, sigara içimine bile kimi ülkelerde bazı yerlerde yasak uygulanıyor. Yasaklar çoğalınca da işin içine her türlü örgüt karışır oldu... Günümüzde uyuşturucu trafiğine bulaştığı için "terörist devlet" muamelesi gören ülkeler var...

 M.Ö. 186 yılında Romalı konsül Spurius Postumus, 7.000 "Bacchus" müridiyle birlikte bir gece içinde kilolarla şarap içerek intihar etmişlerdi. Bu olaydan sonra Romalılar şarabı toplumda huzuru ve düzeni bozan en tehlikeli sapıklık olarak gördüler. Ama aynı Romalılar, her sabah uyandıklarında afyon çiğnemeden de edemiyorlardı . 17. yüzyılda Rus Çarı Michel Federovitch, si­gara içenlerin işkence edilerek öldü­rülmesini emrediyordu; bugün ise her tarafta sigara reklamları yapılıyor...

 

1906 yılında Fransa'da kokainli Coca Cola serbestçe satılıyor

Tüm dünyanın sevdiği bir içecek olan Coca Cola 1906 yılında Fran­sa'da "Mariani" likörleri gibi içine kokain karıştırılarak satılıyordu. Bu­nu da en çok devlet adamları ve kili­se büyükleri içiyordu. 1929 yılında ABD'de etkin bir içki yasağı kampanyası sürerken, "cannabis yağı" belli başlı ilaç firmalarının katalo­ğunda yer alıyordu. Bu madde, 1960'ların ortalarına kadar ABD ec­zanelerinde serbestçe satıldı.

 

Bugün eski yasaklar serbest, serbestler yasak... Yarın?

Yukarıdaki örneklerde de görüldü­ğü gibi, süreç içinde belli başlı uyuş­turucu maddelere karşı iktidarların tavrında 180 derecelik bir değişiklik gözleniyor. Önceleri çeşitli dinler ve topluluklar tarafından yasaklanan si­gara ve içki bugün "yasal" bir kimlik kazanırken, yerel halkın büyük bir ra­hatlıkla tükettiği afyon, haşhaş ve ko­kain "insanlığın belaları" listesinde yer alıyor.

 

Bazen tamamen serbest... Hatta teşvikli ve çaktırmadan

Yine de, devletlerin iki alanda bu maddelerin kullanımına göz yumdu­ğu, hatta teşvik ettiği görülüyor. Bun­lardan birincisi savaşlar... İkinci Dün­ya Savaşı sırasında Alman, İngiliz, İtalyan ve Japon askerlerinin günlük tayınına küçük dozlarda da ol­sa "amfetamin" eklenmişti. Savaş sı­rasında Londra sürekli bombalanır­ken, İngiliz laboratuvarları başkent halkının moralini yüksek tutmak için hızla "metedrin" hapı üretiyordu. Vi­etnam Savaşı'na katılan Amerikan Deniz Piyadeleri'nin yaklaşık yüzde 20'inin daha sonra eroinman oldukları resmi makamlarca da kabul edilmişti. Çünkü savaş sırasında bol miktarda ve yasal olarak kullanmışlardı. ..

"Tehlikeli uyuşturucular"ı n yasal olarak kullanıldığı bir ikinci alan da tıp...

Ta Eski Mısır'dan beri doktorla­rın afyonu ağrı kesici olarak tavsiye ettikleri biliniyor. Bugün bile tıp, morfinden daha etkili bir ağrı kesici­yi henüz keşfetmiş değil... Nitekim uyuşturucuya karşı yoğun mücadele veren gelişmiş ülkelerden biri olan Fransa'da, yılda 4.000 hektar araziye tıp alanında kullanılmak üzere afyon ekimi yapılıyor.  

 

Bozulan dengelerin sonucu

Tarihsel evrim süreci içinde za­man zaman yasaklanan, zaman za­man serbest bırakılan uyuşturucuya karşı mücadelenin son yıllarda bü­yük bir ivme kazanmasının arkasında çok çeşitli nedenler yatıyor. Bir kere, bu tür maddeleri üreten ülkelerin bü­yük çoğunluğu azgelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler... Bunların ana müşterilerini ise gelişmiş Avrupa ülkeleri ve ABD toplumu oluşturuyor.

Her ne kadar eroinman sayısının 2 milyonu bulduğu Pakistan gibi üreti­min büyük bir bölümünün yerel ola­rak tüketildiği ülkeler varsa da, uyuş­turucu trafiği bütün hızıyla güney ya­rımküreden kuzey yarımküreye ger­çekleşiyor. Bunun nedeni ise çok açık: Bir kere yeryüzünün kuzey ya­rımküresinde yaşayan insanlar bu maddeleri alım gücüne sahipler... Öte yandan uyuşturucu trafiği, güney yarımkürede bulunan azgelişmiş ül­ke halklarına tahıl ekiminden çok da­ha büyük paralar getiriyor.

 

Kolombiya Babaları: "Ülkenin dış borcunu ödeyelim"

Bunun en somut örneği, son 10 yıl içinde Kolombiya'da yaşandı. Bu ül­kenin tarım ürünlerini kontrol eden çoğu Amerikan kökenli uluslararası şirketler, ortak bir kararla bu tarım ürünlerinin fiyatlarını düşürünce, Ko­lombiya halkı muz plantasyonları nı tahrip edip yerine koka tohumu ek­meye başladı. Kolombiya kokain te­kelinin "baba"ları bir dönem öylesi­ne zengin oldu ki, devlet başkanına şu teklifi götürdüler; Devlet onların koka bitkisi ekmelerine karışmaya­cak ve askeri güçleri üstlerine sür­meyecek; buna karşılık kokain baba­ları da Kolombiya'nın o ana kadar birikmiş tüm dış borçlarını bir kerede nakit olarak ödeyeceklerdi. ..

 

ABD'nin Kolombiya operasyonu.. Köylüler babaların yanında..

Kolombiya hükümeti ABD'nin de baskısıyla babaların bu teklifini red­detti. Bunun üzerine, ABD'li danış­manların eğittiği askeri birlikler operasyonlara başlayınca Kolombiya bir kaç hafta içinde kan gölüne döndü. Bu savaşta köylüler de kokain babala­rının yanında yer almışlardı. Çünkü, ABD kökenli çok uluslu şirketlerin zora soktuğu Kolombiya tarım sektö­ründe, köylüler ayakta kalabilmek için koka tohumu etmek zorundaydı­lar. Nitekim, bu olgu bugün uluslara­rası toplantılarda yoğun bir biçimde tartışılıyor. Uzmanlar, uyuşturucuya karşı mücadelede, bu ülkelerin tarım sektörünün kaderi ve geleceği düşü­nülmeden sadece askeri yöntemlerin başarılı olamayacağını kabul ediyor­lar. Uyuşturucuya karşı mücadelenin siyasal ve ekonomik bir savaş olduğu ve meselenin baskı yöntemleriyle çö­zülemeyeceği vurgulanıyor. ..

 

Uyuşturucu kazancı örgütlere silah sağlıyor

Uyuşturucu ile mücadeleyi kar­maşık bir denkleme dönüştüren bir başka nokta da, bu işten kazanılan paraların son zamanlarda dünyanın dört bir köşesinde silahlanmaya ve savaşlara aktığı gerçeği... Örneğin, son 20 yıla kadar eroin üretiminin başını Birmanya'daki "Altın Üçgen" çekiyordu. Çünkü burada birbirine girmiş çok sayıda gerilla hareketi vardı. Laos'ta sağcı gerillalar sol ikti­dara, Tayland'da ise solcu gerillalar askeri yönetime karşı savaşıyorlardı. Ve bütün bu gerilla hareketlerinin maddi gücü, merkezi otoritenin ta­mamen silindiği Birmanya'daki ero­in trafiğinden geliyordu. Öte yandan, bu trafiği yöneten kişilerin emrinde onbinlerle ifade edilen askeri güçler vardı. Eroin üretiminde ikinci sırayı alan Pakistan ise, Keşmir bölgesi ne­deniyle Hindistan ile yarı savaş du­rumundaydı.  

 

Bugün ise dünya eroin üretiminin liderliğini Afganistan çekiyor

Sağ­lıklı rakamlar olmasa da, son yıllarda bu ülkede afyon ekiminin iki üç mis­li arttığı belirtiliyor. Bunun nedeni, Afganistan'da Sovyet işgalinin biti­minden sonra dinci gruplar arasında patlak veren iç savaş... Bu ülkede ideolojik söylemi ne olursa olsun, is­tisnasız tüm grupların eroin ticaretin­den gelen paralarla silahlandıkları ar­tık herkes tarafından kabul ediliyor. Gerilla hareketleri, iç savaşın taraf­tarları, bugün öylesine hızlı ve yoğun bir uyuşturucu üretimine girmiş bu­lunuyorlar ki, bazı uzmanlar bir "aşı­rı üretim"den söz ediyor. Bu "aşırı üretim"in toplum açısından en büyük tehlikesi, rekabet nedeniyle fiyatların düşmesi ve piyasaya kötü ve tehlikeli malların sürülmesi... Bu da, alım gü­cü zayıf olan kitlelerin de hızla uyuş­turucuya alışmasına yol açıyor. Ayrı­ca, kötü ve bozuk malın bilinçsizce kullanımından kaynaklanan ölüm olaylarının sayısı da hızla artıyor.

 Uyuşturucunun ABC'si

Eczacılık bilimi açısından uyuştu­rucu şöyle tanımlanıyor:

Beyin­de doğal olarak varolan "dopamin" maddesini serbest bırakan herhan­gi bir ürün... Uyuşturucu maddesi­nin serbest bıraktığı dopamin, ye­mek yedikten, cinsel ilişkiye girdik­ten sonra hissettiğimiz zevke benzer bir duygu veriyor.

 

Yasal uyuşturucu sigara ve alkolden daha hafif olan "cannabis" yasak

Bugün "dopamin"i serbest bıra­kan her türlü madde genel olarak "uyuşturucu" başlığı altında toplanı­yorsa da, bunlar arasında da küçük sınıflandırmalar söz konusu olabili­yor. Örneğin alkol, sigara gibi geçi­ci antidepresif özelliklere sahip maddeler "yasal" uyuşturucular olarak kabul ediliyor. Yasal ve ya­sadışı uyuşturucuları birbirinden ayıran en önemli özellik, bağımlılık yaratıp yaratmadığı... Örneğin bir "heyecanlandı rıcı" olan çikolata, tanımsal olarak bir : "uyuşturucu", ama yüksek dozda bile bağımlılık yapmayan bir mad­de... Ancak, bu konuda da kavram­lar çoğu zaman birbirine karışıyor. Şöyle ki, "cannabis" kullanımının yarattığı bağımlılık, hem eroin ve amfetamin tipi haplardan hem de sigara ve alkolden daha düşük. Böyle olmakla birlikte dünyanın hemen hemen her yerinde sigara ve alkol serbest bir biçimde satılır­ken, bir "hafif uyuşturucu" olan cannabis çoğu ülkede yasak...

 

Cevapsız soru: Bağımlılık aile, çevreden mi? Genetik mi?

Öte yandan, bir maddeye bağım­lılık kazanma, aslında tamamiyle bireyden bireye değişen bir olay... Üstelik tıp, bağımlılığı etkileyen anatomik faktörleri henüz açıklığa kavuşturmuş değil... Örneğin, bazı doktorlar problemli aile ortamı, kö­tü yaşanmış bir çocukluk dönemi, şefkatsizlik gibi çevre koşullarının bağımlılığı hızlandırdığını ve arttır­dığını ileri sürüyorlar. Bazı bilima­damları ise genetik özellikler üs­tünde duruyorlar. Kısacası, bağım­lılıktan hareketle geliştirilen "hafif-tehlikesiz" ve "ağır-tehlikeli" uyuşturucular sınıflandırmasını n bilim­sel bir temeli yok...

 

Haşhaşın Avrupa'daki serüveni...

Ortadoğu ve Kuzey Afri­ka'dan gelen haşhaşın, Hollanda limanlarına, özellik­le de Amsterdam'a indirildik­ten sonra Avrupa'ya dağıtıldı­ğı iddia ediliyordu. Oysa, son yıllarda gerek Fransız gerek­se İtalyan gümrük memurları­nın ele geçirdiği haşhaşın çok büyük miktarda Fas'tan geldi­ği ortaya çıktı. Örneğin, Fran­sız gümrük memurlarının ele geçirdiği haşhaşın yüzde 80'i Fas çıkışlı... Ne var ki, bazı özel tarihi bağlar nedeniyle Fransa hükümeti bu ülkeyle ilişkilerini bozmuyor. Tam ter­sine Fas'a yüz milyonlarca Fransız Frangı karşılıksız yar­dım sağlıyor.

Amsterdam kentindeki haş­haş trafiğinin varlığının nedeni ise bambaşka... Hollanda'da "hafif uyuşturucu" kullanımın­da belli bir serbestlik söz ko­nusu olduğu için, Avrupalı­lar'ın "fare" adını verdiği çok sayıda bağımsız, küçük satıcı bu ülkede cirit atıyor. Ancak, Hollanda o kadar da masum bir yer değil... Haşhaş konu­sunda haksız yere suçlanan bu ülke, bugün "ectasy" ve "eroin" trafiğinde önemli bir köşe başı oluşturuyor. Avru­pa'ya çok çeşitli yollardan ve kanallardan giren "eroin" ve "ectasy"nin büyük bir çoğunlu­ğu bu ülke aracılığıyla dağıtı­ma sokuluyor. Kısacası, Hol­landa bu maddelerin dağıtım noktası... Nitekim, Fransız poli­si bu ülkeye giren eroinin yüz­de 86'sının, ectasy haplarının da yüzde 79'unun Hollanda kö­kenli olduğunu açıklıyor.

0 YORUMYORUM YAZ! , ARKADAŞINA GÖNDER!

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

PROF. DR. KENAN DEMİRKOL, AKILLI BESLENMENİN MATEMATİĞİNİ ANLATT

"Damar tıkayan kolesterol değil, şeker!"

Gazetelerden kesip buzdolabına astığınız bütün "kibrit kutusu kadar" reçetelerini çöpe atın! Prof.Dr. Kenan Demirkol, A'dan Z'ye akıllı beslenmenin matematiğini anlatıyor... Şeker, vücudumuzu, demir paslanır gibi paslandırıyor, eskitiyor; çocuklarımızın hücrelerini 12 yaşında yaşlandırıyor. Şekeri, gıda sanayiinden söküp atmak zor ama, işe evlerimizin
kapısından başlayabiliriz! *

Prof. Dr. Kenan Demirkol genel cerrah. Muayenehanesinin kapısında "prof." yazmıyor. "Ben üniversitede hocayım, burada hekim" diyor. Söz bir ara "kronometreli doktorlara" geldiğinde, yani 15 dakika muayene süresini aşınca ikinci vizite ücretini alanlara çok şaşırdı. Çünkü kendisi saat takmıyor, "dalgınlıkla saatime bakar da hastayı tedirgin ederim" diye.

Uzmanlık alanı,beslenmeyle yakından ilgili olan sindirim sistemi organları. Ancak Demirkol bir "akıllı beslenme" uzmanı. Bunu bir insanın tüm bedenine ilişkin olduğu kadar, siyasi ve toplumsal boyutlarıyla da ele alıyor. Peki beslenme nedir? İlk aklımıza gelen, şişmanlık-zayıflık. Özellikle kadınlarda modasına göre sıfır bedenle, 90-60-90 arasında değişen ölçülerde olmak ya da olmamak.

Doğru mudur? "Kibrit kutusu kadar" reçetelerini bir yana bırakıp, Demirkol'a: "Neden düşmandır şu ünlü üç beyaz?" diye sorduk. O, şekerle başladı. 

"ŞEKER TÜKETİMİYLE HASTALIK ARTIŞ EĞRİSİ PARALEL"

 
DEMİRKOL- Kısmen ya da tümüyle beslenme alışkanlıkları sonucu oluşan kronik, aslında önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum sağlığı sorunu haline gelmiştir. ABD'de 20 yaş üstü erişkinlerin yüzde 65'i ya şişman ya daha da ileri aşamada. 64 milyon insanın koroner kalp hastalığı, 11 milyon insanın şeker hastalığı, 37 milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp hastalığı sıklığı bu boyuta henüz gelmemiş gözükse bile, şeker hastası
sayısının dört milyon olduğu göz önünde bulundurulursa, yakın zamanda vahim bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır.

Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi Avrupa'da ortaya çıktı, soğuk iklimlerde de şekere dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi, toplumların şeker tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin artış eğrisiyle, hastalıkların artış eğrisi bire bir örtüşüyor. Çünkü; şeker sadece kalorisiyle, şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli. "Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım" demek çok yanlış. İnsan vücudunun şeker almasına gereksinim yoktur.

"12 YAŞINDA YAŞLANDIRIYOR"
 
- Çocukların enerjiye ihtiyacı var diye belli miktarlarda yemeleri doğru değil mi?

- Asla doğru değil.

- Peki enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?

- Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki toplar.

Şeker sadece meyvede var. Meyve esas olarak bir kültür bitkisi. Doğal ortam sebze ağırlıklıdır. İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o oranda olumsuzlaşıyor. O dönemde, insanların kan şekeri 60 dolayındaymış. Bu devirlere geldikçe şekerle tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor.

Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor. Şimdi 100'lerdeyiz, 120'de şeker hastalığı. Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü. Bir doğumsal genetik özelliklerle alakalı tip 1 diabet. Bir de edimsel tip 2 diabet. Pankreas organının artık yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar. Yaşlanma süreci olarak kabul edilir. 60'lı yaşlarda görülmesi beklenir. Ama
şu anda 12 yaşındaki çocuklarda tip 2 diabet var. Sağlıklı beslenmede şekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak alışkanlığıdır.

"KANSER HÜCRESİ DE ŞEKERLE BESLENİYOR"


- Doğru. Ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat içeren bitkiden vücut elde ediyor. Kanser hücresi de şekerle besleniyor. Özellikle kemoterapi gören asla şeker yememeli.

Şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker 'sakaroz', iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar. Çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür. Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler yapabilir.

Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker, insülin aracılığı ile ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek ki, vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır. Orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü. İnsülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecek. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara
sebep olacak. İnsülin salgılandığı için bir de tokluk hormonu salgılanır. Hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş olur.

Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda insülin salgılatır. Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. Fruktoz günde 15 gram kadar vücudumuzda metabolize edilebiliyor. Değişik kimyasal süreçlerin içine katılabiliyor. Bu da 30 gram şekerdir. Günde bundan fazla yenirse karaciğerde trigliserite dönüşür.
 
Trigliserit kan yağıdır. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Bugün Amerika'da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.

"MEYVE YİYORSAN, ŞEKER YEME"

- Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek.

- Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz bir takım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.

- Meyvelerin şeker oranları farklı değil mi?

- İncir ve muz en çok şeker içerenler. Ama onun dışındaki meyveler aşağı yukarı aynı

- Okuyucularımız söyleşimizden sonra bir reçete çıkartabilirler mi? Bunu yemeyeceğim, şunu yemeliyim diyebilir mi? Bu sistemin içindeyken, nasıl başaracaklar bunu?

"HAYVANLARA YAPTIĞIMIZ..."

- Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam. Ben böyle ve de çok keyifli yaşıyorum. Sunulanlar içinde sağlıklı beslenmeyi bir şekilde yapmak mümkün.

- Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre.

- Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü; hayvanları biz besliyoruz. Tıkıyoruz ahırlara "şunu yiyeceksin" diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz.

- Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı olanı seçer yerdi. Filler örneğin hastalandığı zaman belli ağacın yapraklarını gider yermiş ilaç niyetine.

- Evet bu tüm hayvan aleminde var. Kaliforniya Valisi bütün o rambo görüntüsüyle Amerika'da en aklı başında valilerden biri oldu. İki büyük atılımı oldu. Bir tanesi; okullarda meşrubat satışını yasakladı. İki; patates cipsinin üzerinde, "öldürücüdür" yazısı konuyor.

AMERİKA'NIN MISIRINI TÜKETECEĞİZ DİYE...

- Cips deyince öteki düşmana mı geçiyoruz?

- Yok, bir konu daha var. Son yıllarda yeni akım mısırdan şeker elde etmek. 1920'li yıllarda Amerikan başkanı "benim köylüm mısırdan kalkınacak" fetvasında bulundu. Gerçekten de çok büyük teşvikler verildi. Göz alabildiğince mısır ekildi. Dünya mısır ekiminin yüzde 40'ı Amerika'dadır.

Bunu sadece hayvan yemi yaparak ya da başka yollarda tüketemeyince değerlendirme yolları arandı. Japonlar mısırdan şeker elde etmeyi keşfetti. Amerika hemen balıklama atladı bu yöntemin üzerine. Artık şeker endüstriyel. Sıvı olduğu için paketlenip satılamaz.

Ama her türlü dondurma, meşrubat, şerbette kullanılıyor. Bakıyorsunuz şimdi baklavacı artık şerbetini kendisi yapıp dökmüyor. Kartal'dan fabrikadan hazır fruktoz şerbeti geliyor.
 
KOLESTEROL DÜŞMANLIĞI

- Ama bunun daha sağlıklı olduğu yazılıp çiziliyor.

- Maalesef. Şimdi bilgi çağındayız ya! Bence bilgiye ulaşmanın en zor olduğu çağdayız. Çünkü, ekonomik kazanç kaygısı her türlü bilginin üzerine binmiş durumda. O kadar büyük bir rant var ki, gerçeğe ulaşmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.

Biraz önce dediğimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yağa dönüşüyor ve bizi hasta ediyor. Nasıl demir paslanınca eskir, bu paslanmanın bilimsel adı oksitlenmedir. Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaşlanır. Birtakım gıdalarla oksitleyici, bir de bunu engelleyici maddeler alırız. Örneğin, üzüm çekirdeği. Gerçekten bu sistem bizim organizmamızın yaşlanmasını
belirleyen, hastalanmasını, kanser gelişimini belirleyen ana faktör. Bakın bir kolesterol furyası aldı gidiyor.

Kolesterol anne sütünde, yeni bir hayatın doğması için ana nesne olan yumurtada bolca var. Demek ki insan hayatının gelişme döneminde inanılmaz gereksinim var. Bakıyorsunuz
kolesterol düşmanlığı sarmış ortalığı.

"KOLESTEROL MASUM, BİZ SUÇLUYUZ"

- Kolesterolün ölçüsü de zaman zaman değişiyor. **Bunun modası olur mu?

- Bakıyorsunuz LDL 130'a kadar normalde. Üç sene sonra 100, şimdi de 60 olsun diyorlar. Yakında sıfıra indirecekler. Aslında, kolesterol masum. Bizler suçluyuz.

Fruktozu yani tatlı şekeri yiyerek oluşturduğumuz trigliseritler, kolesterolün  oksitlenmesine sebep oluyor. Yağsız kuzu şiş yediğinizi varsayalım, yanında da meyve suyu içiyorsunuz. Sadece kuzu şişi yeseniz bir zararı yok, ama kırmızı etten aldığınız kolesterolü, meşrubattan aldığınız şeker, trigliserite dönerek oksitlediğiniz için damar sertliği oluşuyor.

Biz insanlara "kardeşim kolesterol zararlı değil. Ama oksitlenmesine izin verme" diyeceğimize, ilaç firmaları kolesterolü düşürecek ilaç keşfediyor. Biz masum olanı indiriyoruz. Eğer oksitleyici maddeleri düşüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalım. Ama esas insan mantığı ne diyor? Oksitleyen maddeleri azalt.

Yine oksitleyici bir madde, damar sertliği yapan doymuş yağ asidi. Bu madde yapay beslenen hayvanların sütünde var, depo yağlarında var. Ama bizim ineğimiz merada otlasa, doğru beslense doymuş yağ asidi sütte ve hayvansal yağda sıfır olacak. Dolayısıyla kolesterol oksitlenmemiş olacak.

ANTEP YUVALAMASININ FAYDALARI

- Peki bu mümkün mü? Merada otlayan inek, otlayacak da, süt yapacak da kaç kişiyi besleyecek? Fiyatı yükseltmez mi tüm bunlar?

- Çok güzel bir noktaya değindiniz. Yıllardır hep böyle aldatılıyoruz. "Dünya nüfusu aç. Dünyayı besleyebilmemiz için yapay gübreye, yapay yeme ihtiyacımız var." Hayvansal proteini, tek kaynak olarak görürseniz haklısınız. Ama insan ekmek yerken bile protein almış oluyor. Hububat, baklagillerde bile protein var. Şimdi doktorlar bunu okur okumaz itiraz
ederler.

Derler ki "Esansiyel amino asitler vardır". Yani hayvansal gıdada var olan, vücudun üretemediği mutlaka dışardan alınması gereken bazı protein yapı taşları, amino asitler vardır. Örneğin; mercimekli bulgur pilavı yaptığınızda bulgurda eksik olanı mercimekten, mercimekte eksik olanı bulgurdan alıyorsunuz. Anakız diye bir yemek varmış, ben de yeni gördüm, bulgurdan yapılan küçük köftecikler nohutla birlikte pişiriliyor.

- Antep yöresinin yuvalaması gibi..

- Bir baklagil ve bir hububat. Birbirinin eksiklerini tamamlıyorlar. Tam ete eşdeğer protein almış oluyorsunuz. Makro nutrientler yağ, protein ve karbonhidrattır. Mikro nutrientler ise vitaminler, mineraller, enzimlerdir. Bizim süte kalsiyum açısından ihtiyacımız var. Eğer merada otlayan bir hayvanın sütüyse içinde bulunan omega-3'e ihtiyacımız var. Türkiye'de
biliyorsunuz gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir.
 
Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten. Ama yapay yem üreticileri "biz dünyayı nasıl doyuracağız"
yalanıyla kandırarak hayvancılığı katlettiler. Hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü neyle besleniyor, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor. Hızla kan şekerini yükselten, hayvanın yağlanmasına yol açan ve hayvanın şeker hastası olmasına yol açan bir beslenme şekli.

İNEK NE YEMELİ

Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur

Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı doymuş yağ asidi yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün oksitlenmesine yol açar. Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen
ineğin sütünde bu hiç yoktur. Yine merada beslenen ineğin sütünde insüline benzer büyüme hormonu vardır. Bu gençlik aşısıdır, bütün hücrelerin kendisini yenilemesini sağlayan maddedir. Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama batıda ekolojik hayvancılığın sonucu elde edilen süt ile konvansiyonel üretilen sütün maliyeti arasındaki fark yüzde 10-15'i geçmiyor.
Ne Türkiye yasalarında ekolojik hayvancılıkla barışığım, ne de AB'dekiyle. Ekolojik hayvancılık denince akla "ekolojik tarım sonucu elde edilmiş ürünlerle hayvanın beslenmesi" geliyor. Affedersiniz ama 2000 yıl önce hayvan nerden patatesi buldu da yedi, ya da pancarı.

İneğin normal beslenmesinde pancarın, mısırın ve patatesin yeri var mı? Yok.

- Demek Amerika'dakilerin varmış.

Orada da yok. İster ekolojik tarımla, ister normal tarımla elde edilmiş olsun hayvana pancar verilmesi yanlış.

Zaten hayvanın sütünün kötü olmasının sebebi hayvanın, karbonhidratı zengin, onu yağlandıran tarzda, mısırla beslenmiş olması. O yüzden ekolojik hayvancılık dediğimizde yasalarımızın buna göre organize olması gerekiyor. Tanımlamamız gereken, türe özgü beslenme. Bir inek nasıl beslenir doğada? Öyle beslersek ineğin sağlıklı olmasını sağlarız. Dolayısıyla verdiği ürünün de insanlara sağlıklı olmasını sağlarız.
 
Bütün doğada kendiliğinden yetişen yeşillikler omega-3 ağırlıklı yağ içerir.
 
İnsanların eliyle ekilenler omega-6 içerir.
HAMSİYİ HANGİ YAĞDA KIZARTACAĞIZ

- Ne fark var arasında?

- İnsan vücudunun her hücresinde hücre zarı vardır. Bu hücre zarı lipo protein katmanla sarılı. Yani bir yağ bir de protein. Bu hücre zarındaki yağ ana madde olarak omega-3'tür. Tek tük omega-6 da içerir. Biz yeşillikten uzaklaştıkça ve hayvanımızı da yeşillikten uzaklaştırdıkça elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insanın her gün 1 gram omega-3 alması gerekiyor. Omega-6 yağ asitleri ile
omega-3 yağ asitleri vücudumuzda aynı enzimlerle metabolize edilir.

Biz ayçiçeği yağı, soya yağı gibi yağlarla beslenip çok omega-6 aldığımız için artık omega-3'e enzim kalmıyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçeği yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.

Bütün yağlar, yağ asitlerinin karışımıdır. Onlar da 3'e ayrılır. Doymuş yağ asitleri, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri. Çoklu doymamış yağ asitleri ikiye bölünür, onlar da omega-3 ve omega-6'dır.

Bundan 40-45 yıl öncesi omega-6 kolesterolü düşürüyor diye tüm topluma söyledik. Ayçiçeği ve mısırözü yağlarını tükettirdik. Fakat sonra anladık ki bu yağlar iyi kolesterolü de, kötü kolesterolü düşürdüğü oranda düşürüyor.

Bizim kolesterol açısından sağlıklı olmamızdaki unsur iyi ve kötü arasındaki dengedir. İkisini birden düşürürse denge bozulmamış olduğundan herhangi bir iyilik elde etmiş olmuyoruz.

DEPRESYONUN ÇARESİ

- İkisi arasında denge mi, fark mı önemli?

- Oran önemli. Omega-6'yı o kadar fazla alıyoruz ki, almış olduğumuz azıcık omega-3'ü de değerlendirmeden vücuttan hemen atıyoruz. Omega-3 olmayınca hücre duvarına veremiyorsunuz. Hücre duvarı da omega-3'ten oluşuyor. Vücut da asıl malzemeyi bulamadığı zaman gecekondu yapar gibi ne bulursa onla hücreyi onarıyor.
 
Omega-3 yerine, omega-6 yağ asidi olan araşidonik asidi kullanıyor. Ama bu asit  bütün stres komalarının hammaddesi.Gecekondunuzu el bombasıyla örmüş oldunuz.  Dışardan biri taş atsa havaya uçacak.

- Ama o zaman da ben size stres ilaçları satacağım.

- Tabii. Omega-3'ten zengin beslenen toplumlarda depresyon çok az oranda görülüyor. Zihinsel performans artıyor. Beynimizdeki toplam yağ asidinin yarısı omega-3 olmak zorunda. Ama biz vücudumuza bunu sunamıyoruz.

ÇAY VE ZEKA


- Beslenmeyle doğrudan ilişkili öyle mi?

- Aynı şey mesela demir için de geçerli. Zamanında Türkiye'nin yarısı aptaldır lafı çok tepki yarattı. Bunu bu şekilde ifade etmek hoş olmadı, ama Türkiye'nin yarısında demir eksikliği, kansızlığı var.

Demir eksikliği zihinsel eksiklik yaratır. Sonuçta demir üstünden düşünürsek Aziz Nesin
haklıydı.

Türkiye'de çay tüketiminin de buna katkısı var. Demirin emilimini olumsuz yönde etkiliyor. Ama diğer taraftan çay iyi bir anti oksidan.

- Yemekten hemen sonra çay içme adetimiz var. Doğru mu?

- Şekerle içmediğiniz takdirde hiçbir zararı yok. Yemekten hemen sonra çay içilebilir.
- Demirin emilimini engellediği için iki saat sonra içmek gerektiği
söyleniyor.

"ÇAYI ŞEKERSİZ İÇİN!"

- Üç saat. Ben tekrar omega-3'e dönmek istiyorum. Çünkü hayati bir olay. Omega-3'ün eksikliği insanları şeker hastalığına itiyor. Damarların sertleşmesine yol açıyor. Pıhtılaşabilirlik oranın artmasına, dolayısıyla kalp damarının veya beyin damarının pıhtıyla tıkanıp "inme" veya "enfarktüs" olmasına yol açıyor. Bir yandan omega-3 kaynaklarımız çok azaldı Toplum olarak zaten balığı çok az tüketiyoruz. Omega-6'yı çok tükettiğimiz için
omega-3'ün yolunu kesiyoruz.
 
Artık kesin olarak biliyoruz ki, ayçiçeği vesoya yağı kansere sebep olabiliyor.  Akciğer kanseri, meme kanseri, kalın bağırsak kanseri, şeker hastalığının oluşumunu kolaylaştırıyor.

- Ayçiçeği de bir bitki. Neden zararlı? Kimyasal yapısından dolayı mı,
üretim hatasından mı?

- Kimyasal yapısından. Kültür bitkisidir. Omega-6 yağ asidi içerdiği için. Mesela zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var.
 
Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor. Biz bunlara trans yağ asitleri diyoruz. Bu yağ asitleri de yine kolesterolu oksitleyerek damar sertliği yapıyor. Diğer taraftan trans yağ asidi beyindeki sinir kılıflarına girerek beyindeki
iletiyi bozuyor ve parkinson, alzheimer gibi hastalıklara sebep oluyor.

"ANNEMİN YEMEKLERİ BAŞKAYDI"
- Acaba "tadı güzel" dediklerimiz bize dışardan dayatılan bir kavram mı? Güzel nedir?
- Eşinizle ilk evlendiğinizde yemek yaptığınız zaman size itiraz etmedi mi, "benim annem böyle yapıyor" diye?

- Ben güzel yemek yaparım.
- Ona rağmen itiraz etti. İnsan çocukluğundan alıştığı damak tadını arıyor. Belki dünyanın en kötü aşçısı annesi, ama insan neye alıştıysa onu arıyor.
- Eski çağlardan bu yana insana dair güzel-çirkin kavramı bile ne kadar çok değişmiş. Biz ona böyle bir değer yüklediğimiz için güzel oluyor. Toplumda da dayatılan değerler var **. Kola ya da hamburger için "bak bu güzeldir" deniyor çocuklara.

- Ben o yüzden üniversitelerde konferans vermeyi tercih ediyorum. Çünkü; onlar yakın zamanda anne baba adaylarıdır.
SPOTLAR(ÖNEMLİ BİLGİLER)

"Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz birtakım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz."
"Türkiye'de gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten."
"Yapay yem üreticileri 'biz dünyayı nasıl doyuracağız' yalanıyla, hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor.

Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur.

Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı donmuş yağ asidi yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün asitlenmesine yol açar.

Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur.

Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama aradaki fark yüzde 10-15'i geçmiyor.
 Elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insan her gün 1gram omega-3 alması gerekiyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçek yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.
Zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor. *
 
"…Zeytinyağı doğallıktır, sağlıktır, lezzettir... Binlerce yıllık bir kültürdür... Hayattır... Sıkılan ilk danedir, süzülen ilk damladır, bandırılan ilk ekmektir... Alınteridir... Sevinçtir...

Mutluluktur...Zeytinyaği yaşama biçimidir... Sadakattır... Tutkudur... Berekettir... Ciddiyettir... Zeytinyaği bizim için bir gelenektir..."
- Ama, beyin sadece glikozla beslenmiyor mu?
0 YORUMYORUM YAZ! , ARKADAŞINA GÖNDER!

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

Hüseyin Üzmez Olgusu

Kategori: Ruhsal
Nevzat TARHAN                              ntarhan@gmail.com

Cinsel terapistleri zorlayan bir vaka ile karşı karşıyayız. Şimdiden bazı erkek hastalar ‘Adam 78 yaşında hem anasına hem de kızına gücü yetiyor, bende mi bir şey var?’ demeye başladılar bile. Kadınlar haklı olarak çok öfke duyuyorlar. Ancak en acınacak ve utanılacak taraf çocuk istismarı ile karşı karşıya olunma ihtimalidir. Böyle bir cinsel eylemi dindar görünümlü birinin yapması konuyu daha ilginç hale getirdi.

Cinsel şiddet içeren suçların artması, çocuk pornosunun yaygınlaşması, ileri yaşlardaki birçok ruhsal hastalığın temelinde çocukluk dönemlerinde yaşanan istismarların sorumlu olması konuyu daha önemli hale getiriyor.

ABD Başsavcılar Yüksek Kurulunun ‘Pornografik-erotik materyalle cinsel suçlar arasına nedensellik ilişkisi vardır’ kararı uzun süre tartışıldı.

Psikiyatri tarihinde de ilk defa cinsel bağımlılık tanımlandı ve alkol, eroin bağımlılığı gibi bir bağımlılık türü olduğu kabul edilip tedavi edilmesi önerildi. ‘Textbook’ lara giren bu bilgiler toplumun da bilgilendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Carnes ve Colemen ABD toplumunun %3-6 sının seks bağılısı olduğunu bunlarında % 80 inin erkekler olduğunu söylüyorlar.

Seks bağımlılığının üç ana belirtisi var.

1- Cinsellikle ilgili konulara çok zaman harcama,

2- Zararlarını, tehlikelerini ve çıkaracağı sorunları bildiği halde davranışlarından vazgeçmeme,

3- Arzuladığı etkiye ulaşmak için artmış yoğunlukta tekrarlayan cinsel davranışa yönelme ve sıradışı cinsel eylemde bulunma.

Eğer çevremizde hatta ailede bu ölçüte uyan kişi çocuğun birinci derecede yakını bile olabilir. Bu ölçüte uyan kişiler varsa çocuk o kişi ile yalnız kalmamalıdır. Bu durum alkol şişesi ile alkoliği aynı odada yalnız bırakmakla aynı anlama gelir. Çocuklarımıza büyüklerinin cinselliği çağrıştıran davranışlarına hayır demeyi öğretmek çok önemlidir.

İleri yaşta kişinin kişilik yapısına ve sosyal durumuna uymayan ‘Hiperseksüalite’ tarzında bir ilgi ve eylem artışı varsa ayrıca değerlendirilmelidir. Yaşlıdır, zarar gelmez diye bilinen bu kişiler de ‘Frontal Demans’ denilen bir bunama türü olabilir. Çeldiricilere direnç gösteremezler ve arzularını baskılama zorluğu gösterirler. Bu kişiler yaptıklarının yanlış olmadığını savunurlar, hatalarını küçümserler. Komşusunun evini dikizleyen, yakınlarına sarkan yaşlıları acilen incelemek gerekir.

Bunamaya bağlı cinsel davranış bozukluğu gösterenlerin cezai ehliyetleri yoktur ve hacir altına alınmaları gerekebilir. Fakat seks bağımlıları böyle değildir cezai ehliyetleri vardır. Cezalarında indirim bile yapılmamalıdır. Adli Tıp incelemesi olmadan bir kanaate varmak son derece yanlış olur.

İstismar mı hastalık mı?

Kişi temelinde hareket edip yorumlarda bulunmak için yeterli bilgi ve veriye henüz sahip değiliz. Ayrıca bireyin sosyal konumuna ve onuruna dikkat etmemiz gerekir. Diğer taraftan ise benzer olayların tekrar yaşanmaması için sonuçlar da çıkarmak zorundayız.

Birinci önkabul; “Bir azgın teke ile karşıyayız bu kişi en ağır şekilde ibreti âlem için cezalandırılmalıdır.” Bu önkabulü savunanlar o kişinin suçunun henüz sabit olmamasına, eğer temize çıkarsa önyargılı hareket etmiş olacağımıza da cevap vermelidirler.

İkinci önkabul; “Sayın Üzmez büyük bir komploya kurban gitti.” Bu görüşte olanlar hakkındaki kuvvetli delilleri ve maznunun özgeçmişindeki cinsel zaaflarını göz ardı ediyorlar.

Üçüncü bakış; Konuya siyasi anlam yüklemek isteyen fırsatçıların yaklaşımıdır. Konunun gerçek olup olmaması değil bu olaydan nasıl siyasi ve ideolojik çıkarımlar yapılacağına zihin yorarlar. Emek vermeden çıkarını kollayan bu ‘Çakallar’ ı hepimiz biliriz.

Dördüncü bakış; ‘Dindar insan bu hatayı nasıl işler’ diye donup kalanlardır. Bu gurup safi zihinler dindarlığı şekle indirgemişlerdir. Karpuz gibi dışı yeşil içi kırmızı olan ‘Gardrop müslümanları’nı ayırt edemeyecek kadar dış görünüşe inanırlar.

Yalan söylemekten rahatsız olmayan, çok evliliği İslam’ın emri gibi gören, egosunu inançlarının önünde tutan, “Hz. Ali de en iyi ata binerdi” diyerek lüks araba değiştirip duran dindar tipine dikkat edelim. Hz. Peygamberin evliliklerine bakıp, 40 yaşına kadar kendinden 15 yaş büyük Hz, Hatice ile yetinmesini görmeyen bu dar bakışlı tipolojiyi iyi tanıyalım.

Üzmez olgusu gerçek dindarları çok üzdü. Ancak aynı zamanda ‘Ahirzaman Müslüman Tipi’ni irdelemek için bir fırsat oldu.

İnsanlar paranın sahtesini yaptılar ama para da sahte insanları tanımamıza vesile oldu. Aynen bunun gibi (kimse büyük konuşmasın) günümüzde dahi para, şöhret, şehvet sahte müslümanları ayırt etmede iyi bir turnusol kağıtı etkisi yapıyor.

Kadınlar beni tahrik ediyor diye kadınların üzerine baskı kuran, evden çıkarmayan erkek tipinin, nefsine hâkim olmayı ve tahrik olmamayı kendine öğreten erkek tipine dönüşmesi dileğiyle...

0 YORUMYORUM YAZ! , ARKADAŞINA GÖNDER!

<<<<<-----------<---->SONRAKİ SAYFA -------------->>>>>

Yazarlar Aleminin Tek Kalemi Yek Kalem
Haber Onay